Malum Sony’nin walkman atılımının arkasında, şirketin kurucularından Akio Morita’nın Büyük Okyanus üzerinde uçarken can sıkıntısından patlamamak için aynı zamanda opera dinlemek istemesi gibi ulvi bir arzu yatar. Müziğin tüketici tarafından taşınabilir hale gelmesi ve bunun serbestisinin getirdiği his, halihazırda varolan kulaklık gibi bir silahla beraber ”kimseyi rahatsız etmeden toplulukta müzik dinleyebilme” mottosu altında insanların en derindeki özgürlük hücrelerini harekete geçirdi. Elbette ilk zamanlardan günümüze gelene dek o özgürlüğün sağladığı zeminden beslenen yüksek sesle müzik dinlemenin doğal sonucu olarak etrafa sızan sesler, toplumun bundan rahatsız olması ya da tam tersi; müzikçaların yetersizliği, kulaklığın dizaynındaki hatalar ile dinleyicinin dışarıdan gelen seslerden rahatsız olması gibi problemler yaşandı, yaşanıyor.
Şimdilerde taşınabilir müzikçalarların yaygınlaşması, kullanıcı profilindeki çeşitlilikle beraber farklı türlerin dışarıya aktarılmasına sebep oluyor. Oyunu şu en basit -ama anlam olarak farklı yerlere çekilebilme ve pratikte yetersiz bulduğum için sevmediğim “birinin özgürlüğünün bittiği yerde diğerinin başlar” kuralına göre oynadığımız zaman bir sıkıntı yok. Fakat bu basit kuraldan da pek feyz alamamış dinleyiciler varken çok seslilikten rahatsız olan kişi için kulaklık yukarda belirttiğim özgürlükten ziyade kimi zaman bir zorunluluk, bir izolasyon aracına dönüşüyor.
Biraz daha uzatıp kulaklık varken dağılan dikkat ve farkındalığın katledilişine girmeden, tüm bunların ötesinde bazı sesler var ki, dışarıda son ses dinleseniz de etrafı rahatsız etmeyecek olmaları bir yana, kapalı ortamlarda bile kulaklıkla dinlenmesi elzem bir vaziyet olmakta. Onlardan biri ve bazıları Aidan Baker’a ait. Kurallar çerçevesinde somut bir zarar vermeyecek cinsten ama belki de öyle değildir.
Aidan Baker - Merge (Green + Cold, 2007)