Actionslacks - Saint (Too Bright, Just Right, Good Night, 1996)
Kıskanmak ve madun olmak arasında net bir ilişki var bence. Bu ilişki kıskançlığın ve madunluğun dil karşısında düştüğü çaresizliği alternatif çözümlerle farklı yollardan çözmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Burada “madun”dan bahsederken şimdilik siyasi alanda altta bulunan, ezilen kesimden bahsetmiyorum. Zira kendisini ötekileştiren herhangi bir oluşuma (aile, akrabalık, arkadaşlık vb) adapte olamayan ya da dışlanan ama uzaktan uzağa içinde olmak istese de bunu gururuna yediremeyen herkes bu kavramın öznesi olabilir.
Madunlar dertlerini dile getirmek için iki yol tercih edebilir. Birincisi, hakim sınıfın, baskın grubun davrandığı gibi davranmalı, onun iletişim araçlarını kullanmalı, onun dilini konuşmalıdır. Ancak genellikle bunu yapmak istemez çünkü onlardan birine dönüşeceğini düşünür ve susmayı, kabullenmeyi tercih eder. İkinci olarak da kendini ifade etmek için şiddete başvurur. Bülent Somay’ın açıkladığı gibi “futbol holiganizminden sokak kabadayılığına, yağmacılığa, linç keyfine, kadınlar ya da çocuklar üzerindeki aile içi şiddete kadar bir dizi ‘normal’ sayılan terör fiilinin ardında” da bu sorun yatıyor.
Gelelim kıskançlığa. Herkesin elbet yaşamış olduğu bu hissin açıklanmasındaki zorluğu, karmaşıklığı atlayalım; psikanalistler tarafından kıskançlığın ilkel, bebekçe, dil öncesine yani anne-çocuk ilişkisine dayanan bir temeli olduğunu söylenir. Konuşamadığımız, derdimizi anlatamadığımız dönem. Bebek, anneden ayrı bir benliği olduğunun bilincinde değildir, çünkü anne sürekli onunla ilgilenir. Yıllar içinde annenin farklı işlerle, farklı insanlarla meşgul olması ve çocuğun anneyle bir bütün olarak sandığı benliğin birden bölünerek “anne ve ben”i algılamaya başlaması, kimi dönemsel zorluklarla başa çıkmak zorunda olması hatta zaman zaman yalnız kalması acılı olsa da anlaşılabilir bir dönem. Ancak sonrasında bu bölünmenin etrafında yeni bireylerin farkına varmak anneyi başka insanlarla (mesela baba) paylaşmaya çalışmak tam bir felakettir ve “kıskanmak” da burada başlıyor.
Tıpkı bu anne-çocuk ilişkisi gibi, insanoğlu hayatı boyunca ikili ilişkiler peşinde koşacak ve yine özel, mutluluk odaklı, dışarıya kapalı, ikinci kişiyle birleşip tekli yapılar kurmanın peşinde olacak. “Sorun bizimle birlikte dışarıya kapalı bir bütün, dışlayıcı bir ‘birlik’ oluşturduğunu düşündüğümüz kişinin, bir başkasıyla bize kapalı bir bütünün, bizi dışlayıcı bir birlik oluşturması/oluşturacağından korkulması, oluşturduğunun vehmedilmesi.” diyor yine Bülent Somay. “O zaman hemen bebekliğe dönülecek, anneyle babanın bizi dışlayan ilişkisi, annenin ihaneti hatırlanacak. Yani hatırlanmayacak aslında - hatırlansa sorun çözülürdü. Hatırlanan yalnızca annenin bizi çoktan bıraktığı korkusu, bu çaresiz, yıkıcı korkunun yol açtığı acı, yeis, öfke.”
Yani başa dönersek madunların ötekinin dilini, dışlayanın dilini kullanmadığı için tercih ettikleri şiddet ile kıskanan kişinin ifade edemediği o dil öncesi öfke kaynaklı şiddet bir noktada benzeşiyor, hatta girişte konunun dışında bıraktığım siyaseti de ortama eklersek en basit ve konvansiyonel olarak “terör” çatısı altında bireysel ya da kitlesel olarak birleşiyor.
Ha bu arada kıskançlık cinayetlerinin çoğunun gerçek bir aldatma vakasından değil de şüpheden ve kuruntudan kaynaklandığını biliyor muydunuz?