Geçen hafta biletsiz.com için yazdığım Ilyas Ahmed yazısı:
“Hiç ihtiyacı olmasa da Ölüm Pornosu ve hakkındaki davalarla maalesef ülkemizde biraz daha yakından tanınan Chuck Palahniuk’un takipçileri Kaçaklar ve Mülteciler adlı kitabını da bilir. Her gün gidip görme fırsatı bulmamamıza rağmen Portland’ın garipliklerine, gizemine, doğal güzelliklerine, yemeklerine ya da kısaca yaşam stiline dair sıradan bir kitaptan çok oldukça yararlı bir rehberdi. Son zamanlarda da dizikoliklerin yeni gözdesiPortlandia’da da şehir yaşamının entelektüel çerçevede bir karikatürünü görme imkanına sahibiz. Elliott Smith, Gus Van Sant, Ursula K LeGuin gibi aklıma ilk gelen isimler ve daha niceleriyle her kanaldan sanatı besleyen bu şehir, kültürel anlamda oldukça “indie” ve “hip”, siyasi anlamda da oldukça liberal hatta başına buyruk diyebileceğimiz bir profil çiziyor.
Pakistan – Karaçi doğumlu Ilyas Ahmed’in büyüdüğü New Jersey ve uzun süre yaşadığı Minnesota’dan sonra batıya olan yolculuğunun son durağı Portland olmuş. Beşinci sınıfta okul korosu için aldığı trombonla adım attığı müziğe, ergenlik döneminde eline aldığı gitarıyla sıkı sıkıya tutunmuş. Yıllar sonra Minnesota’da kız arkadaşı ve köpeğiyle bir çiftlikte kaydedip kendi imkanlarıyla çok kısıtlı sayıda bastırdığı (50 kadar) Between Two Skies ve Towards the Night albümleri ile sesleri taşımaya başlamış. Bir yıl sonra yayınladığı Yahan Dur Wahan ve Speaking of Shadows kayıtlarından sonra da Portland’a yerleşmiş.
Benim kendisiyle oldukça geç diyebileceğimiz tanışmam, daha önce İstanbul’da izleme şansı yakaladığımız başka bir Portland sakini Grouper (Liz Harris) ile Visitor adı altında yayınladığı albüm vesilesiyle oldu. Bu kayıt dahilinde konuşacak olursak, yuvadan uzak olmanın, izole edilmenin getirdiği hüznü Liz Harris’in etkisi altında dışarı akıtmış gibiydi. Üretim sistemlerindeki benzerlikten dolayı güzel bir uyum yakalamış olsalar da İlyas’ın eski parçalarına baktığımda biraz farklılaştıklarını fark edebiliriz. Grouper’ı küçümsediğimden değil ama Ilyas Ahmed en amiyane tabirle biraz daha kompleks işler ortaya koyuyor ve buradan yürütülebilecek bir mantıkla -özellikle Towards the Night’a bakacak olursak- gitarına hakimiyetiyle beraber Ben Chasny (Six Organs of Admittance) ile karşılaştırılması oldukça normal. 2007 hariç her yıl birer ikişer kayıt yayınladığı da göz önünde bulundurduğumuzda ne kadar aktif olduğuna dair söyleyecek pek bir şey bırakmıyor. Daha önce de belirttiğim gibi Between Two Skies,Towards the Night, Yahan Dur Wahan, Speaking of Shadows, Naqi albümlerinde do-it-yourself düsturuyla hareket eden Ilyas’ın bastığı maksimum kaset/cd sayısı 200 kopya. Century of Moonlight ise ilk kez bir plak şirketi etiketi taşıyan albümü ve o da yaklaşık 250 adet kopya olarak yayınlanmış. Sonraki seri de Time-Lag, Immune,Root Strata, Digitalis gibi türün önemli fabrikalarından ulaşıyor raflara ve koleksiyonlara.
Üst üste binmiş kültür katmanlarıyla dolmuş kumbarasını kırdığımızda, kimine göre ruhani, kimine göre kutsal, kimine göre de anlamsız fotoğraflar, işaretler ve imgelerle dolu kolajlar da çıkıyor karşımıza. Sadece işitsel değil, albümlerin kapaklarından ve çeşitli galerilerde de sergilenen bu eserlerde de görebildiğimiz kadarıyla Ilyas, Yeni Kıta’nın attığı oltadaki yemi yiyip kancaya takılmamış.
Sun Ra, Ravi Shankar, Sandy Bull, Keiji Haino gibi isimlerin yankılandığı bir evden çıkınca tabelalar kendisine çok fazla seçenek sunmamış olabilir fakat bunun bir sorun teşkil ettiği düşünülmesin. Psych-folk’un olmazsa olmazı sonsuzluk çöllerinde yankılanan belli belirsiz vokaller, gölgelerin arasından gelen inlemeler, uğuldamalar, fısıldamalar karanlıkta dinlediğinizde sizi korkutacak, belki de gece tuvalete kalktığınızda yol üzerindeki ışıkları açmanıza neden olacak kadar etkili. Looplar ve genel kayıtlarda kaset kullanması ise sesteki bozunmaların, eskimişlik, aşınmışlık tadını biraz daha arttırıyor. Diskografiyi baştan aşağı taradığımızda 2009 yılında yayınladığı Goner’dan önce bir röportajında belirttiği gibi yoğun bir şekilde dinlediği Fleetwood Mac ve Sticky Fingers’ın İlyas’ın soundunu değiştirdiğini görüyoruz. Modern gitar tınılarıyla yelpaze biraz daha açılmış, terazinin ibresi psych’dan folk’a doğru dönmüş.
Ilyas Ahmed’e kulak vermek için hangi albümle başlamanız gerektiğini söylemek zor çünkü bu hediye olarak bir yap-boz almaya benziyor. Kutusuna baktığımızda gözümüze güzel geleni ya da kime alıyorsak onun beğenisine göre seçeceğiz ama ortaya ne çıkacağını bilsek de hediyeyi alan için parçaları bir araya getirmek zaman alacaktır. Bu tip durumlarda kronolojik sıralama en çok tercih edilen yoldur ve ben de gönül rahatlığıyla aynısını söyleyebilirim.”